12/11/2009 - CHP ve MHP'den ortak çağrı! |
CHP ve MHP, Meclis Başkanı'nı istifaya çağırdı...AA CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan'ın, dün TBMM Genel Kuruluna verilen arada, TBMM BaşkanıMehmet Ali Şahin'i, bazı grup başkanvekilleri ve başkanlık divanı üyelerininyanında azarladığını iddia ederek, "Bu, TBMM'ye hakarettir. Bu koşullarda SayınBaşkan, artık görevini yapamaz haldedir, Meclis Başkanına yakışan, derhalgörevinden istifa etmektir" dedi.
Okay, TBMM Danışma Kurulu toplantısının ardından yaptığı açılamada, CHP,MHP ve DTP'nin bugün Danışma Kurulunu toplantıya çağırdığını, ancak iktidarpartisi grup başkanvekilinin toplantıya katılmadığını söyledi.Bu durumu siyasi nezaketsizlik olarak değerlendiren Okay, "DanışmaKurulunu 12.30'da toplantıya çağıran Sayın Meclis Başkanı, 10 dakika geçmesinerağmen odasından toplantı salonuna kadar gelemedi. O nedenle, biz 3 grupbaşkanvekili toplantıdan ayrıldık" dedi. Okay, şehit, dul ve yetimler ile harp,maluller ve gazilere ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesi konusundakigrup önerilerini Genel Kurula getireceklerini söyledi.Hakkı Suha Okay, şöyle konuştu:"Başbakanın, Meclis Genel Kuruluna ara verildiğinde, TBMM başkanını,bazı grup başkanvekilleri ve Başkanlık Divanı üyelerinin yanında azarlamış olmasıTBMM'ye hakarettir. Bu koşullarda Sayın Meclis Başkanı, artık görevini yapamazhaldedir, öncelikle Meclis Başkanına yakışan, derhal görevinden istifa etmektir.Çünkü Başbakan, Meclis Başkanının amiri değildir. Meclisin sağlıklı olarakyürütülmesi mümkün değildir. Sayın Başkan, ilk yaptığı yönetimde de Meclisteki ogergin ortamın yaratılmasına neden olmuştur.
"-"İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI GİBİ YÖNETECEĞİNİ ZANNETMEKTEDİR"-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP'li bazı milletvekillerince GenelKurulda açılan pankartlarla ilgili söylediklerinin hukuksal temeli olmadığınıifade eden Okay, şunları kaydetti:"Sayın Başbakan, milletvekilliği yapmadan doğrudan Başbakan olmuştur.Parlamento İçtüzüğünü, Anayasa'yı bilmemektedir. İstanbul Büyükşehir BelediyeBaşkanı gibi, Parlamentoyu yöneteceğini zannetmektedir. Kendisine tavsiyem, önceİçtüzüğü bir okusun. O pankartların açılmasından neden bu kadar rahatsız oldu. Opankartlarda ne yazıyordu? 'Atam seni unutmadık, unutturmayacağız', "Cumhuriyetisen kurdun, biz yaşatacağız', 'emanetin emin ellerde.' Atatürk'ün ölümyıldönümünde, Atatürk'ü anma ile ilgili açılan pankartlar niye rahatsız etmiştir? O pankartlar gazetelerde 1. sayfada yer aldı. Parlamentoda bazı şeyler yapmakisterseniz, gölgelemek isterseniz, yok farzetmek isterseniz; bunuyapamazsınız."CHP Grup Başkanvekili Okay, AK Parti'nin genel görüşmeyi cuma günü yapmakistediğini ifade etti. "Madem cuma gününe aktarabiliyordunuz, 3 siyasi parti debunu 10 Kasım günü yapmayalım demişti. Peki niye böylesine gergin parlamentoçalışmasına neden oldunuz?" diye soran Okay, "AKP'nin, Türkiye'yi teslim almaanlayışıyla her tarafı yönetme anlayışından kurtulması lazım. AKP, bazı kurumlarüzerinde baskı kurabilir, sindirebilir ama TBMM'yi, siyasi parti gruplarını veCHP'yi ne sindirebilir ne gözdağı verebilir" dedi.
MHP'Lİ ŞANDIR: İSTİFA ETMESİNİ BİZ DE İSTİYORUZ
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in, TBMM'nin Başkanı olduğunu belirterek, "Artık siyasi kimliği ile AK Parti'li kimliğinden kurtulması gerekir" dedi.
Şandır, Danışma Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'i azarladığı iddia edilen diyaloglara şahit olmadığını söyledi.
"Söylendiğini kabul ederek, MHP olarak biz de Sayın Başbakanın bu tavrını kınıyoruz" diyen Şandır, Erdoğan'ın, azarlar mahiyette sözler söylemişse özür dilemesi gerektiğini kaydetti. Mehmet Şandır, "Meclis Başkanı böyle bir azarlanmaya razı oluyorsa, başkanlıktan istifa etmesini biz de talep ediyoruz" dedi. vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12/11/2009 - AKP'de şok istifalar! |
AKP'den istifa edip, topluca CHP'ye katıldılar...
Emre BAYLAN / DHA
ANTALYA'da, hükümetin `Demokratik açılım' sürecine tepki göstererek Ak Parti il örgütünden istifa ettiklerini söyleyen 18 kişi, CHP'ye geçti.
TBMM'deki görüşmeye başlanan `Demokratik açılım' çalışmalarının Türkiye'de geri dönüşü imkansız sonuçlara yol açtığını söyleyen 18 kişi, "Anlaşılmıştır ki, demokratik açılım İmralı'nın yol haritasıdır" diyerek üyesi oldukları Ak Parti'den ayrıldıklarını söyledi. Ak Parti il yöneticileri de bu istifaları doğruladı.
Ak Parti'den ayrılarak CHP Kepez ilçe örgütüne üye olan 18 kişi şunlar:
Remziye Gene, Ayşe Gene, İrfan Gene, Sedat Gene, Aydın Gene, Süleyman Gökoğlu, Esra Gökoğlu, Tarık Yıldız, Mehmet Yıldız, Fatih Yıldız, Hatice Uslu, Dilek Uslu Güldemir, Hüseyin Özcan, Hanım Özcan, Ali Özcan, Nazmiye Özcan, Hatice Özcan ve Mehmet Yüksel.'
CHP Kepez İlçe Başkanı Alican Deveci, ilerleyen süreçte partiye yeni katılımlar olacağını belirterek, yeni partililerin rozetlerini törenle takacaklarını söyledi. vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12/11/2009 - AKP'de şok istifalar! |
AKP'den istifa edip, topluca CHP'ye katıldılar...
Emre BAYLAN / DHA
ANTALYA'da, hükümetin `Demokratik açılım' sürecine tepki göstererek Ak Parti il örgütünden istifa ettiklerini söyleyen 18 kişi, CHP'ye geçti.
TBMM'deki görüşmeye başlanan `Demokratik açılım' çalışmalarının Türkiye'de geri dönüşü imkansız sonuçlara yol açtığını söyleyen 18 kişi, "Anlaşılmıştır ki, demokratik açılım İmralı'nın yol haritasıdır" diyerek üyesi oldukları Ak Parti'den ayrıldıklarını söyledi. Ak Parti il yöneticileri de bu istifaları doğruladı.
Ak Parti'den ayrılarak CHP Kepez ilçe örgütüne üye olan 18 kişi şunlar:
Remziye Gene, Ayşe Gene, İrfan Gene, Sedat Gene, Aydın Gene, Süleyman Gökoğlu, Esra Gökoğlu, Tarık Yıldız, Mehmet Yıldız, Fatih Yıldız, Hatice Uslu, Dilek Uslu Güldemir, Hüseyin Özcan, Hanım Özcan, Ali Özcan, Nazmiye Özcan, Hatice Özcan ve Mehmet Yüksel.'
CHP Kepez İlçe Başkanı Alican Deveci, ilerleyen süreçte partiye yeni katılımlar olacağını belirterek, yeni partililerin rozetlerini törenle takacaklarını söyledi. vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12/11/2009 - CHP'ye Erdoğan'ı küplere bindirecek destek! |
Kırıkkale milletvekili Vahit Erdem ,Onur Öymen’i kutladı.
Kırıkkale milletvekili Vahit Erdem önceki gün Meclis Genel Kurulu’nda “Dağa çıkanlar patates soymaya mı çıktı? Silopi’de demokrasi var Silivri’de yok” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’i kutladı.
Muhalefet kulisinde Onur Öymen’in yanına giden Erdem’in “Tebrik ediyorum. Çok güzel bir konuşmaydı. Sizinle aynı duyguları paylaşıyorum.” Dediği öğrendi.
İŞTE ÖYMEN’İN KONUŞMASI
TBMM Genel Kurulu'nda demokratik açılım konusunda verilen genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinde CHP grubu adına konuşan Öymen, 'Bu millet Atatürk'e sahip çıktıkça hiç kimsenin gücü Atatürk'ün eserlerini tahrip etmeye yetmeyecektir' dedi.
Öymen, bugün yapılanların Atatürk'ün terörle mücadele politikasına tamamen zıt olduğunu iddia etti. Öymen, 'Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yapılan iş maalesef Türkiye için üzüntü, ibret verici ve hazindir' dedi.
'Analar ağlamasın' denildiğini anımsatan Öymen, 'Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı'nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp 'bu savaşı bitirelim' demedi. Kurtuluş Savaşı'nda, Şeyh Sait isyanı'nda, Dersim isyanı'nda, Kıbrıs'ta analar ağlamadı mı? Kimse 'analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım' dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok' dedi.
"TERÖRÜ MEŞRULAŞTIRIYORSUNUZ" 'Meclis'te, teröristlerle mücadeleyi müzakereye tercih eden Kürt asıllı yüze yakın milletvekili olduğunu' savunan Öymen, 'Bölgede yaşayan vatandaşlarımızı onlar temsil etmiyor da terörün sözcüleri mi temsil ediyor? Niçin onlarla değil de terörün sözcülüğünü üstlenenlerle müzakere ediyorsunuz? Böyle yaparak teröristleri muhatap alıyorsunuz, terörü meşrulaştırıyorsunuz, farkında mısınız?' diye sordu.
Türk milletinin hiçbir 10 Kasım'da 'bu kadar üzüntü verici, kasvetli, kahredici bir tabloyla karşı karşıya gelmediğini' dile getiren Öymen, aylardır 'açılımdan' söz edildiğini ancak içeriğinden hiç bahsedilmediğini ifade etti.
İngiliz Dışişleri Bakanı'nın 'Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum' dediğini belirten Öymen, 'Biz İngilizler'i tanırız. Bilmedikleri bir şeyi desteklemezler. Demek ki biliyorlar. Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa?' diye sordu.
'YOL HARİTALARINI YIRTACAĞIZ" İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 'biz illegal hiçbir örgütle görüşmeyiz' dediğini aktaran Öymen, 'Yani tesadüfen devletin valisi, müsteşarı, hakiminin Habur'a gideceği tuttu' diye konuştu.
Öymen, 'O insanları karşılayanlar arasında PKK bayrağı sallayanlar var. Polis müdahale ediyor mu, etmiyor. Polis kime müdahale ediyor? Bu esef verici olayı ellerinde Türk bayrakları ile protesto eden şehit ailelerine müdahale ediyor. Türk bayrağını şehit ailesinden almaya kim cesaret edebilir? Sadece evladını kaybettiği için ağlamıyor, bayrağını elinden aldığınız için ağlıyor. Nasıl yaparsınız bunu?
Adam dağdan inmiş 'bunlar suç işlememiş' diyorsunuz. Nereden biliyorsunuz? Saldırıların sicilini tek tek tuttunuz mu? Dağa niye çıktılar? Patates soymak, çay servisi yapmak için mi çıktılar? Kim bunların size sicilini verdi. PKK'dan başka kim olabilir?
Sizin hukuk anlayışınıza göre eline silah alan, dağa çıkan adam serbest ama eline kalem alan insanın zindanda yatması normaldir. Silopi'de başka hukuk, Silivri'de başka hukuk... Sizin devlete başkaldıran insana karşı tahammülünüz var ama hükümeti eleştirene tahammülünüz yok. Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? Silopi için demokrasi var, Silivri için yok, niye? Çünkü onlar hükümeti eleştiriyor. Bu savunulması mümkün olmayan bir yaklaşımdır' şeklinde konuştu.
CHP olarak 'bu oyunlara geçit vermeyeceklerini' dile getiren Öymen, 'Yutdışında hazırlanan yol haritalarını yırtarak tarihin çöplüğüne atacağız' ifadelerini kullandı. (HABERTÜRK) n haynak vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
11/11/2009 - dizi resimeri haberleri |
DİZİLERİMİZ | 8/11/2009 - Arka Sıradakiler-ACI HABER... |  Yapımcı : Birol Güven- MinT Yönetmen : Hamdi Alkan Senaryo:Özlem Elginöz,Birol Elginöz,Yelda Açıkgöz Müzik: Aydın Sarman -Burcu Güven Oyuncular:Bülent Emin Yarar - KemalBülent Çetinaslan- OktaySinem Öztürk- GamzeTuncer Öz- BarışGülşah Küçükyıldız- SanemSevda Dalgıç- ÖzgeFırat Çöloğlu- İboTemmuz Karikutal- YadigarEngin Yavaş- RızaMehmet Ulay- NihatTuğçe Özbaykal- CeydaEsin Civangil- BuketDeniz Sarıbaş- SibelBarış Atay- SaffetEmin Gümüşkaya- Hulusi (Müdür)Engin Yüksel- Zafer Özet: Gamze Oktay’la evlenmenin hayallerini kurarken, Oktay’ın başına gelen felaketten habersizdir. Loran Oktayı dövdükden sonra ellerini arkadan bağlıyarak denize atar.Oktay’ın ailesi Oktay’dan haber alamayınca polisi arar. Loran ve adamlarının Oktay’a zarar vermesinden büyük bir endişe duyan tayfa sonunda Kemal Hoca’dan yardım ister. Arka sıradakiler Kemal’e geçen yaz Marmaris’te başlayan macerayı anlatır... Saffet Oktay’ın yokluğundan istifade Gamze’ye yeniden yakın olabilmek için okula dönmeye karar verir. Diğer tarafta Loran ve adamlarının son hedefi Mercan’ı ele geçirmektir. Okul çıkışını bekleyen Loran, Mercan’ı kaçırmak için diğer masum öğrencileri de öldürmeyi göze alarak lise önünde büyük bir vahşet yaratmaya hazırlanıyordur…Sonunda Loranın arkadaşlarından biri Loranı ihbar eder.Loran okulun önünde Mercanı öldüreceyi sırada polisler tarafından yakalanır.Kemal hoca Oktayın öldürüldüğünü haber verince bütün sınıf şok olur. Oktay gerçekden öldümü?Yoksa akıntıya kapılan Oktayı birileri kurtaracak mı?Neler düşünüyorsunuz arkadaşlar..... | | • 0 Yorum • Bağlantı |
13/10/2009 - KAPALIÇARŞI |  “KAPALIÇARŞI” insanları zaman zaman güldürecek, zaman zaman ağlatacak ama her zaman kalbinden yakalayacak iddialı bir yapımla seyircinin karşısına çıkıyor. Dünyada İstanbul denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri olan “Kapalıçarşı”yı, içinde yaşanılan hayatları, zorlukları, sevinçleri, mücadeleyi konu alan ilk proje olma özelliği taşıyan “KAPALIÇARŞI”, kadrosunda bulundurduğu önemli isimlerle dikkat çekiyor.
Kapalıçarşı’nın büyülü atmosferi içinde, bir mucizenin peşindeki dört kişinin hikayesi. Hayat üniversitesinden mezun olmuş, içtikleri su ayrı gitmeyen üç adam… Ve yazgısına boyun eğmektense onların arasına düşüveren kasabalı bir genç kız. İlmek ilmek örülen bir aşk… Dostluk, dayanışma, macera… Komedi, dram… Hepsi, İstanbul’un göbeğinde, içinde dünyaları barındıran Kapalıçarşı’da bir arada. Nejat İşler, Olgun Şimşek, Aslı Tandoğan, Mert Fırat, Selen Seyven ve Erkan Can’ın başrolleri paylaştığı “Kapalıçarşı”nın senaryosu, yine TMC yapımı olan Zerda, Bir İstanbul Masalı, Hırsız-Polis ve Bıçak Sırtı dizilerini yazan Gaye Boralıoğlu, Neşe Şen, Şerif Erol, Gülden Çakır ve Emine Algan’a ait. | | • 1 Yorum • Bağlantı |
10/9/2009 - Melekler korusun resimleri |  Şimdi ne olacak.Melekler korusun 11 eylül!de SHOW TV de yeni bölüm.



| | • 0 Yorum • Bağlantı |
10/9/2009 - Hanımın Çiftliği ikinci bölüm resimleri |  Güllü ile Kemal kaçmaya karar verir.İkinci bölüm 11 Eylülde ATV 'de.





| | • 0 Yorum • Bağlantı |
10/9/2009 - Hanımın Çiftliği-1. Bölüm Resimleri | 





 Muzaffer ney ölen karısının odasında.
| | • 0 Yorum • Bağlantı |
10/9/2009 - Güllü ile Kemal kaçmaya karar veriyor-Hanımın Çiftliği | 
2. Bölüm Özet Muzaffer Bey'in fabrikada tesadüfen Güllü ile karşılaşması, kelimenin tam anlamıyla onun için büyük bir şok olmuştur.Güllü, Muzaffer'in eski karısı Behiye'ye neredeyse tıpatıp benzemektedir.Zaloğlu'nun Kemal ile Güllü'yü birlikte görmesi, Cemşir ve Hamza'nın Güllü'ye yaptıkları baskıyı daha fazla arttırmıştır. Ama Güllü, onlara karşı direnmekte ve aşkını doludizgin yaşamakta kararlıdır.Zaloğlu'nun da Güllü'den vazgeçmeye niyeti yoktur.Cemşir ile Berber Reşit ise Güllü'ye Zaloğlu'nu vermek için planlarına hız kesmeden devam etmektedir.Zaloğlu, Güllü'yü almaya kararlıdır ama bu olayı hızlandırmaları gerekmektedir. Zira Güllü'ye artık söz geçiremiyorlardır. Ve Güllü ile Kemal artık kararlarını verirler. Kaçacaklardır. Peki bu kaçış, onları nereye sürükleyecektir?
| | • 0 Yorum • Bağlantı |
10/9/2009 - Hanımın Çiftliği-1. bölüm özeti |  1950 senesinin Adana’sı.. Bölgenin güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in (Mehmet Aslantuğ) çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü (Özgü Namal), aynı fabrikada makinacılık yapan Kemal’i (Caner Cindoruk) sevmektedir. Ne var ki Güllü’nün babası Cemşir (Mehmet Çevik), onu da diğer kızları gibi paralı birine satmanın hayali içindedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan (Necip Memili) Güllü’ye uzun zamandan beri göz koymuştur. Cemşir, akıl danesi Berber Reşit’in de (Hakan Boyav) kışkırtmasıyla, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar. Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, bir kaç ay sonra evlenmeyi düşünmekte ve şimdiden kiraladıkları boş evin içinde, gelecek güzel günlerin hayallerini kurmaktadırlar. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir..
|
|
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2009 - Dolmabahçe'den Anıtkabir'e Atatürk |


 
Naaş İstanbul’dan ayrılırken Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar saygı uçuşu yapıyor.




 
Mustafa Kemal Atatürk'un naaşı özel trenle getirildiği Ankara garı’nda askerlerin omuzlarında 
Cenaze top arabasına konularak, oluşturulan kortej eşilğinde TBMM’ye götürülüyor.

 
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, düzenlenecek törene katılmak için Meclis’e geliyor. 
Meclis’teki törenden sonra cenaze, Atatürk’e 15 yıl geçici istirahatgahlık yapacak Etnegrafya Müzesi’ne taşınıyıor.
 
Atatürk’ün cenazesi Etnografya Müzesi’ndeki katafalkta

Atatürk’ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir’in inşaasına 1944 yılında başlandı.
 Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın imzasını taşıyan Anıtkabir, 1953 yılında tamamlanarak Ata’nın ebedi uykusu için hazırlandı. 
10 Kasım 1953 günü, silah arkadaşı ve Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Ata’nın huzurunda. 
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakanı Adnan Menderes ve bakanlar... 
Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e taşınmak üzere Etnografya Müzesi’nden çıkarılıyor. 
 
Tabutun konulduğu top arabasının etrafında 12 general ve amiral yer aldı. 
Top arabası eski meclis binası önünden geçiyor. 
O gün yüzbinler Ata’yı uğurlamak için Ankara’ya gelmişti. 
Cumhurbaşkanı Celal Bayar oluşturulan kortejde  
En ön sırada ise Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan yürüdü. 

 
Törene katılan yabancı diplomatlar 
Tabut, Anıtkabir’in merdivenlerinde. 
Cumhurbaşkanı Celal Byar, Başbakan Adnan Menderes ve bakanlar, düzenlenecek son tören için Anıtkabir’e geliyor. 
Celal Bayar düzenlenen törende konuşma yapıyor. 
İsmet İnönü, 1953’de yapılan törene CHP Genel Başkanı sıfatıyla katılmıştı. 
Celal Bayar törenden ayrılırken 
İzciler Atatürk için nöbette 
Ülkenin zirvesinden sonra halk da Ata’sını uğurluyor.  |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2009 - Saat 09:05 Türkiye |
Ankara’da ilk tören Anıtkabir’de düzenlenecek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, bugün, ebediyete intikalinin 71. yıl dönümünde tören ve etkinliklerle anılıyor. 09:05'te sirenler çaldığında işte bu görüntüler ortaya çıktı

 



 |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2009 - Kaçırılan küçük hacker Musa’nın taşla başını ezerek öldürm |
Kaçırılan küçük hacker Musa’nın taşla başını ezerek öldürmüşlerErzurum’da 3 Kasım günü evinden okula giderken 17-18 yaşlarındaki genç bir erkek tarafından kaçırılan küçük hacker Musa’nın cesedi bulundu
Erzurum Bakırcı Mahallesi’nde oturan seyyar satıcı Necmettin Kang’ın 6 çocuğundan dördüncüsü olan 7’nci sınıf öğrencisi Musa Kang, 3 Kasım günü sabah saat 07.00 sıralarında evlerine 300 metre uzaklıktaki Omer Duygun İlköğretim Okulu’na giderken kaçırılmıştı. Musa’nın hilelerine kadar çok iyi bildiği Metin2 oyununda elde ettiği “Char” ismi verilen karakterlerin yüksek fiyatlarda alıcı bulduğu için kaçırılmış olabileceği iddia ediliyordu. Güvenlik kameralarında, en son yanında 17- 18 yaşlarında henüz kimliği tespit edilemeyen bir erkekle görüntülenen Musa Kang’ı bulmak için Emniyet bünyesinde özel bir birim oluşturulmuştu. 6 günden beri yapılan arama çalışmaları dün gece sonuç verdi. Saat 23.00 sıralarında İstasyon semtinde Devlet Demiryolları (DDY) ambarlarına 50 metre uzakta metruk bir binada Musa’nın cesedi bulundu. Musa’nın başına taşla vurularak öldürüldüğü tespit edildi. Birkaç gün önce öldürülerek boş binaya atıldığı tahmin edilen Musa Kang’ın cesedine otopsi yapılacak. vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2009 - metin 2oyunu için 10 bin lira harcadım |
Küçük Hacker Musa’nın oyununda dünya çapında ilk 10’a giren Kara konuştu
Burak BİLGE
Musa’nın ortadan kaybolmasıyla gündeme gelen Metin2 oyununda dünya sıralamasında ilk 10’a yükselen Recep Kara, tam bir müptela: “Üst seviyeye çıkmak için iki yılda tam 10 bin lira harcadım. Oyunda büyük hırsızlıklar yapılıyor. Kahramanım çalınacak diye paranoyak oldum. 5 bin liraya satıp oyundan çıkacağım.”
Erzurum’da okula gitmek üzere evden çıkan ve bir daha haber alınamayan Musa’nın, Metin2 adlı oyun nedeni ile kaçırıldığı iddiası tüm gözleri bu oyuna çevirdi. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok bağımlısı bulunan oyundaki karakteri , dünya sıralamasında ilk 10’a giren Recep Kara VATAN’a oyunun bilinmeyenlerini anlattı. Yaklaşık 2 yıldır Metin2 oynadığını belirten Kara, “Bu oyunla ilgilenen kötü niyetli çok insan var. İnsanlar göz göre göre soyuluyor. Organ mafyasının bile bu oyunla çocukları kandırdığı söyleniyor” dedi.
Karakterini üst seviyelere çıkarmak için tam 10 bin lira harcadığını belirten Recep Kara, “Bu oyun beni paranoyak yaptı. Bilgisayarımı açmadan önce dakikalarca kontrol işlemi yapıyorum. Her an hesabım çalınacak korkusundan uyuyamaz hale geldim. Sonunda 12-13 bin lira eden karakterimi, 5 bin liraya satılığa çıkardım” diye konuştu.
“Dişi karakterle kandırıyorlar”
Musa’nın şifre kırma yeteneği nedeniyle kaçırılmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Kara, “Bu oyunda her türlü pislik kol geziyor. Kadın karakter yaratarak çocukların güvenini kazanıyorlar. Sonra MSN’de bağlantı kurup yaklaşmaya çalışıyorlar. Musa da böyle bir kandırmacaya kurban edilmiş olabilir” dedi.
“Yöneticiler çalıyor”
Oyunun Türkiye temsilcisi ’Kronos’kod adlı kişiyi suçlayan Kara, “İleri seviye karakterleri bloke edip unutulduktan sonra satışa çıkarıyor. Normalde bunları kimin yaptığı, sisteme en son kimin hangi bilgisayardan girdiği, IP numaralarından belli olur. Gizli denilip verilmiyor, bunları yapanlar aslında kendileri” iddiasında bulundu.
Tam bİr para tuzağı
İLK olarak Çin’de ortaya çıkan ve son dönemlerde Türkiye’de giderek yaygınlaşan “Metin2” adlı oyun, çocukları bilgisayar bağımlısı yapmakla kalmıyor, oyunda kullanılan silahları satın almak için yüklü miktarda para da harcatıyor. Çocuklara para kazanma ve sürekli başarı elde
etme hırsı kazandıran bu oyunda, oyuncular arasında oluşan pazar, bilgisayar karakterlerinin oyunun çok yaygın olduğu yabancı ülkelerde 10 bin dolara kadar yükselen fiyatlarla satılmasına yol açıyor.
10 çift el, 15 rüzgar 700 TL
OYUNDAKİ her bir karaktere Char deniliyor. Char’ların elindeki silahlar oynadıkça güçleniyor ve daha etkili savaşçılar haline geliyor. İşte Recep Kara’nın “Zivana” karakterini daha güçlü hale getiren özellikleri ve fiyatları:
* 9 çelik - 15 rüzgar - 10 çift el - 6 vücut yansıtma: 1.400 TL
* 9 cennet gözü kolye -15 kılıç -15 bıçak: 900 TL
* 8 sersemletme - 10 bıçak - 15 kılıç: 600 TL
* 15 kılıç -10 çift el -10 bıçak: 800 TL
* 9 beyaz altın bilezik - 5 delici - 15 büyü savunma: 700 TL
* 9 şahin - 5 yarı insan - 4 bonus şansı: 500TL
* 86 level bedensel
4 parçalı char:
1.900 TL
Bu oyun için cinayet bile işlenmiş
Oyuna bağlılık öyle bir hal almış ki uğrunda cinayet bile işlenmiş! Çin’de bir oyuncu, oyunda çok değerli olan kılıcı çaldığı gerçekçesiyle bir başka oyuncuyu öldürmüş. Çinli oyuncu cinayet suçundan idama mahkum edildi. Çin hükümeti, üç saatten fazla bilgisayar başında kalmayı yasakladı. Online denetim sistemi sayesinde, oyun üç saatten fazla oynandığında oyundaki karakter gerilemeye başlıyor.
Türkiye’de yasak oyunlardan değil
2006’da Türkiye için çıkarılan bir genelgeyle internet kafe ve salonlarda çocukları şiddete yönelttiği gerekçesiyle 19 oyun yasaklanınca çocuklar METİN2 adlı oyuna yöneldi. Bu oyunun da şiddet eğilimi ve para kazanma hırsı aşıladığı için yasaklanması gündemde.vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/11/2009 - Bize de yedirmesin! |
|  |
’GDO’ya Hayır Platformu’nun kurucularından Mebruke Bayram, Başbakan’ın da GDO’lu ürünlere karşı olduğunu hatırlatarak, soruyor... Mine Şenocaklı “İyi de ürünün üzerine GDO’suz diye yazılmaz derseniz, karşı olan insanların seçim hakkını ortadan kaldırmış olursunuz. Bu durumda GDO’suz bir ürünü nasıl seçeceksiniz? Gidip üreticilerle teker teker mi görüşeceksiniz? Marketteki her ürünü analiz mi ettirecekseniz?” Sonra cevabı yine kendi veriyor; “Başbakan’ın GDO’lu ürün yememesinin tek yolu var, o da yasaklamak!”

GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerinde en büyük tehlikesi ne?
Prof. Dr. Kenan Demirkol, genetiği değiştirilmiş gıdaların insan sağlığı üzerinde ne gibi riskler yarattığını son zamanlarda yapılan araştırmaları kaynak göstererek şöyle açıklıyor: “Antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, kısırlık, ölü doğum oranında ciddi artış, gelecek nesillerde boy ve tartı eksikliği...” GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerinde olduğu kadar, çevresel riskleri de çok büyük. Ama bunlar sağlık riskleri çok büyük endişe yarattığı için gölgede kalıyor.
Ne gibi?
Bizim ülkemiz biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir ülke. GDO’lu tohumların bu biyolojik çeşitliliği olumsuz etkilediğine dair kesin kanıtlar var. Mesela bizim kendimize ait birçok patates çeşidimiz, buğday çeşidimiz var. Bu ülkede yetişen, bu ülkenin coğrafyasına, iklimine, sulamasına, kuraklığına, tarımsal hastalıklarına uyum sağlamış dayanıklı türler bunlar. Bu türler yavaş yavaş genetiği değiştirilmiş türlerin baskısı altında kalıp yok olacaklar. Hem ticari baskıdan dolayı hem de gen kaçışı, gen atlaması gibi sorunlar yüzünden.
Çok yakında dünyayı süper yabani otlar sarabilir... Pek çok bitki türü yok olabilir!
Ne demek gen kaçışı?
Türkiye’de genetiği değiştirilmiş mısır ekimi yasak ama mısır gibi ürünler aynı zamanda tohum olarak da kullanılabilen ürünler. Diyelim ki siz hayvan yemi olarak genetiği değiştirilmiş mısır ithal ediyorsunuz. Bir çiftçi yem olarak alıp dikse nereden bileceksiniz? Mısır toprağa saçıldığında bile kendiliğinden yetişebilen bir ürün. Diğer türleri tozlaşma yoluyla bozabilir. GDO’lu tohumların kilometrelerce gidebildiği kanıtlandı. Bu tohumlar laboratuvarlarda oluşturulmuş ve genetik olarak baskın tohumlar. Bütün diğer ürünlerin genetiğini kendilerine uygun olarak değiştirebilirler ve biz o türleri kaybedebiliriz. Bütün bunlar risk. GDO’lu tohumların yabani bitkilere dahi atladığına dair kanıtlar var.
Ne olur yabani türlere atlarsa?
Bu genetiği değiştirilmiş bitkiler içersinde yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni var. Her tarlada yabani otlar yetişir ve bu da ürünün verimliliğini etkiler. Siz yabani ot ilacı kullanır ve o otları yok edersiniz. Ama sizin bitkiniz de bir ot sonuçta. O ilacı belli bir oranda kullanabilirsiniz. Belli oranın üzerinde kullandığınızda kendi bitkinizi de olumsuz etkilemiş olursunuz. Ama o genetiği değiştirilmiş bitkilere yabani ot ilacına dayanıklılık kazandırıyorlar genetik olarak. Böylece o tarlada istediğiniz oranda yabani ot ilacı kullanabiliyorsunuz.
Peki sonuçta ne oluyor?
Bu bitkinin yabani ot ilacına dayanıklılık geni var değil mi? Bu gen ya yabani ota da atlarsa ne yapacağız? O zaman yabani otları da yok edemez hale geliriz. Süper yabani otlar dediğimiz türler ortaya çıkar. Bunun çıktığına dair kanıtlar var. Mesela Arjantin’de yaşanan süper yabani ot felaketi var. Ülkenin büyük bir kısmını kaplamış. ABD, Kanada ve İngiltere’de yaşanmış örnekler var. 2005 yılında İngiliz hükümetinin yaptığı GDO’lu yağlık kolza denemelerinde keşfedilen yabani otun GDO’lu kolzanın yabani hardalla tozlaşmasından oluştuğu tespit edildi. Yeni yabani bitki, yabani ot ilacına dayanıklı transgenik yağlık kolzanın dirençlilik genini taşıyordu. Sözü edilen yabani bitkinin tohumunun üreme yeteneğini kaybetmeden toprakta 60 yıl kalabileceği belirtiliyor.
Kuş gribi yüzünden de bütün tavuklar yok edildi, sonra birden keneler arttı ve o zamana kadar hiç bilmediğimiz öldürücü bir hastalık ortaya çıktı. Anladık ki doğayla oynamak tehlikeli. GDO’lu gıdaların tehlikesi de o galiba?
Evet. Bu hem biyolojik çeşitlilik açısından böyle hem de siz yabani ot ilacına dayanıklılık geni aktardığınız için çiftçi yabani ot ilacını istediği kadar kullanabiliyor. Yabani ot ilacının yeraltı sularına, havaya karışması, topraktaki yararlı böcekleri etkilemesi de dengeyi bozacak. GDO’lu bitkiler toprağı bitiriyor. Belki bazı bitkiler, bazı böcekler bizim işimize yaramıyordur ama onların doğada bir işlevi var. O işleve sahip bitkiyi ya da hayvan cinslerini kaybedebiliriz. Üstelik çevresel riskleri de insan sağlığından ayırt etmek mümkün değil. Çünkü bunlar dolaylı olarak insan sağlığını da etkiliyor.
GDO yönetmeliği ne getiriyor?
Bu yönetmelik tüketiciye hakaret gibi. İnsanın seçim hakkı olmalı. GDO’lu ürün kullanmak istemeyen kullanmamalı. Oysa bu yeni yönetmelikte öyle bir madde var ki, bu tam tüketici tepkisini ayaklandıracak bir şey. Madde 5/8’de ”GDO’suz ürünlerin etiketinde GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz“ diyor. Yani GDO’suz ürün üreten bir üretici üzerine GDO’suz diye yazamayacak. Paketin üzerine “GDO’suz” diye yazılmayacaksa, “Domuz eti yoktur” diye de yazılmasın!
Prof. Tayfun Özkaya, ”GDO’lu gıdalar üretenler kendilerine o kadar güvenmiyorlar ki herhangi bir gıda üreten bir şirket paketin üzerine, ürününde GDO kullanılmadığını yazamıyor. Tarım Bakanlığı’na önerimiz şu; o zaman ‘Trans yağ kullanılmamıştır’, ‘Katkı maddesi kullanılmamıştır’, ‘Domuz eti kullanılmamıştır’ yazısını da yasaklasınlar. Ne farkı var? Çok mu masum bu madde?“ diyor.
Kesinlikle. Tüketicinin eğer bu konuda bir hassasiyeti varsa, o hassasiyete uygun üretim yapanlar bunu etiketine yazabilmeli. Bunun bir yasayla düzenlenmesi son derece yanlış. Aslında GDO’lu ürünlerin getirilmesi baştan yanlış. Çünkü bizim ihtiyacımız yok. En temel soru bu zaten. Türkiye’nin GDO’lu ürüne ihtiyacı var mı? Yok. Öyleyse biz bu ürünleri tamamen yasaklayabiliriz. Öyle ülkeler vardır ki, tarımsal olarak sıkıntılıdır, bazı ürünleri yetiştiremiyordur ya da toprakları azdır. Mesela İsrail gibi... Böyle bir ülkede bu tartışılabilir. Ama bizim gibi bir tarım ülkesinde, doğru tarım ve gıda politikaları uygulandığı zaman yeteri kadar ürün üretilebilecekse GDO’lu ürüne ne gerek var? O yüzden tamamen yasaklanmalı. Öyle azıcık ya da sınırlı izin vermek değil, ki zaten bu yönetmelik azıcık izin verme de değil aslında, bayağı bayağı serbest bırakma anlamına geliyor.
Türkiye’nin GDO’lu ürüne ihtiyacı var mı? Yok. Öyleyse risk almaya değer mi?
Peki tüketici olarak ne yapmalıyız?
Taleplerimizi net olarak ifade etmeliyiz. Tarım Bakanı kendisinin şahsi olarak GDO’lu ürünlere karşı olduğunu, Başbakan’la görüştüğünü, Başbakan’ın da karşı olduğunu söylemiş. İnsanların da karşı olmaya hakkı var. Karşı olanların bu ürünleri kullanmama hakkı var. Ama siz, “Ürünün üzerine GDO’suz diye yazılmaz” derseniz karşı olan insanların seçim hakkını ortadan kaldırmış olursunuz. Şimdi Başbakan’a sormak lazım, karşısınız, peki GDO’suz ürünü nasıl seçeceksiniz? Ben tamamen GDO’suz ürün istiyorum, bu konuda hassasiyetle üretilmiş ürün istiyorum derseniz, bunu nasıl tercih edecekseniz?
Başbakan GDO’suz ürünleri nasıl seçebilir sizce? Bir yolu var mı bunun?
Bu konuda çok çalışması lazım. Gidip üreticilerle teker teker mi görüşecek? Marketteki her ürünü analiz mi ettirecek?
Pek seçim hakkı yok galiba?
İşte, yönetmelik güya GDO’lu ürünlere etiketleme zorunluluğu getiriyor ama orada da binde 9’lar, binde 5’ler gibi bir sürü karmaşık oran var. Bütün bunların içinden nasıl çıkacağız? Neyi, nasıl, nerede kontrol ettireceğiz? Bütün bunlar hep tartışmalı. Türkiye’de bu kontrolü yapacak 4 laboratuvar olduğu açıklandı. Bizim birçok gümrük kapımızdan, limanımızdan ürün geliyor. Bütün bunlara 4 laboratuvar yetecek mi? Ya da bu ürünlere izin verilmesi için komisyonlar oluşturulacak. “Şu ürün zararlıdır, şu ürün değildir” diye karar verecekler... Bu komisyonlar kimlerden oluşacak? Lobilerin bu komisyonlara etkisi ne olacak? Bir de zararlı olduğu şimdi belli olmayan ama birkaç yıl sonra ortaya çıkabilecek ürünler var. Siz izin verdiniz, birkaç sene sonra zararlı olduğunu gördünüz, çektiniz. Peki o süreç içinde zarar görmüş insanlar ne yapacak? Nerede hak arayacak? Bütün bunlar hep tartışmalı. Ve tamamen gereksiz bir şey yüzünden tartışıyoruz bunları. Ülkemizin ihtiyacı olmayan bir şey için böyle bir risk almaya değer mi?
GDO’lu ürünler çiftçiye ‘zehir’ gibi gelecek!
GDO’lu ürünlerin en çok da çiftçilere zarar vereceği söyleniyor...
Doğru. En ciddi zararı onlar görecek. Çünkü genetiği değiştirilmiş tohum patent altına alınıyor, üreten firmalar tarafından. Patent meselesi başlı başına etik bir sorun. Önce bunu tartışmalıyız. Bir canlı çeşidine bir firma sahip olabilir mi? Olamaz! Ama diyelim ki portakalın bir türüne bir firma sahip olabiliyor. Kendi ürettiği için... Şu anda birçok mısır çeşidinin sahibi var. GDO’lu ürün üreten firmaların patenti altında mısır çeşitleri. Ve siz o firmanın tohumunu satın aldığınızda patent bedeli ödüyorsunuz sürekli olarak... Bu firmalar bir kere bir canlı çeşidinin sahibi oluyorlar, bir portakalın, bir mısırın nasıl sahibi olabilir bir firma? Bu portakal cinsini siz sentezleyip yetiştirmediniz ki, doğada olan bir şeyi alıp, biraz değiştirdiniz, o kadar. O doğada olan diğer genler için kime para ödediniz de buna sahip olabiliyorsunuz? Genlerin ticarete tabi olması sakıncalı. Havanın, suyun, ticarete tabi olması nasıl etik değilse, genlerin de ticarete tabi olması etik değil. İkincisi, her tohum aldığında patent bedeli ödemek zorunda çiftçiler. Üstelik bu ürünün tohumundan bir kere ürün yetiştirebiliyorsunuz, ikinci kez yetiştiremiyorsunuz.
Neden?
Çünkü hem verim sağlayamıyorsunuz, hem de zaten saklamanız yasak. Ama yasak olmasa da ürün alamıyorsunuz, çünkü genleri o şekilde değiştiriliyor bu ürünlerin. n O zaman GDO tamamen dev şirketlerin bir oyunu, öyle mi? Küresel şirketlerin küçük çiftçileri kendilerine bağımlı kılmak için, gıdada bütün halkları kendilerine bağımlı kılmak için buldukları bir yöntem GDO aslında.
| vatan |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Tüm Haberleri Bu Blogumuzda bulabilirisiniz.dünya spor magazin sağlık gibi...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|